Anasayfa » Archives » Arktik Okyanusunun Stratejik Önemi

Arktik Okyanusunun Stratejik Önemi

Arktik Okyanusu (Arctic Ocean) ve çevresi buzulların erimesi ile birlikte daha önemli bir nokta haline gelmektedir. Devletlerin enerjiye olan ihtiyacı, yeni ticaret yollarının önemi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının istenilen seviyede olmaması, işte tüm bunlar Arktik Bölgesini daha ilgi çekici bir hale getiriyor.

Arktik Bölgesi, 27 milyon km² alanı kapsayan, zengin enerji ve yeraltı madenlerine sahip olan önemli bir jeopolitik alandır. Özellikle uzun yıllar jeopolitik yapısı gereği devletlerarası bir bariyer olarak kalmıştır. Günümüzde ise iklim değişiklikleri ile birlikte bu bariyer hızlıca ortadan kalktı. Buzulların erimesiyle daha keşfedilebilir hale gelen bölgede enerji şirketleri de aktif bir yol oynamaktadır. Buna örnek olarak Gasprom, BP ve Chevron verilebilir. Bilindiği üzere bu enerji şirketleri Rusya, Birleşik Krallık ve ABD gibi devletlere aittir. Özellikle BP’yi örnek vermemin nedeni ise bölgeye sınırları olmayan devletlerin de bölgede aktif olmasıdır. Çünkü Arktik, bölge dışı aktörleri de ilgilendirmektedir. Buna örnek ise  Fransa, Almanya ve Japonya gibi devletlerdir. Aynı zamanda sadece devletleri değil, Avrupa Birliği gibi örgütleri de ilgilendirmektedir.  Bölge dışı aktörlerin de bölgeye entegre olmak istemesi burayı daha karmaşık bir yapı haline getirmektedir.

Rusya ve ABD’nin Arktik Yarışı

Yukarıdaki haritada Arktik Okyanusu (Arctic Ocean) ve çevresinin önemine jeopolitik açıdan daha dikkatli bakabilirsiniz. Özellikle Soğuk Savaş ile birlikte Arktik Bölgesi olası bir saldırı riskine karşı NATO tarafından silahlandırılmıştır. Buna karşın SSCB’de aynı şekilde bölgeye kendi askeri üslerini kurmuştur. Bölge tüm bu süreç boyunca en çok askerileştirilen bölge olarak da kayıtlara geçmiştir. Süreç sonunda ise yumuşayan ortam ile birlikte bu bölge için çeşitli sürdürülebilir politikalar gündeme getirilmiştir. Bu sürdürülebilir politikaların başında ise iklim politikaları gelmektedir. Özellikle Arktik için günümüzde daha ”çevresel politikalar” izlenmektedir. Çevresel politikalar kısmını tırnak içine alıyorum çünkü çeşitli enerji şirketleri yıkıcı politikalarını hala günümüzde sürdürmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu bölgenin sahip olduğu 90 milyar varil petrol ve keşfedilmemeiş doğalgaz rezervlerinin %20’sinin bu bölgede olması bu şirketlerin de gözünden kaçmamaktadır.

Bölgenin jeopolitik açıdan önemini anlamak için 2000-2020 yılları arasında yapılan deniz buzu araştırmasının sonuçlarına bakabiliriz. 2000 yılında 14.2 milyon kilometrelik alan son 20 yılda hızla eriyip 13.6 milyon kilometreye düşmüştür. Bu erimeyle birlikte yeni ticaret rotaları oluştu. Böylelikle lojistik alanında büyük pazara sahip olan şirketlere yeni bir deniz yolu ortaya çıktı. Yeni yollar zaman ve maliyet açısından eski ticaret rotalarına oranla çok daha fazla kâr getirmektedir. Fakat bu yeni ticaret yollarının oluşması her zaman avantaj sağlamamaktadır. İklim değişiklikleri hem doğal çevreyi hem de bu bölgede yaşayan yerel halkın yaşamanı olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Buzulların erimesiyle birlikte ortaya çıkan bakteri ve virüsler yeni hastalıklara yol açabilir ve yeni bir pandemi krizi yaratması muhtemeldir.Diğer yandan Rusya’nın bölgede yerel halkın doğal yaşam haklarını koruyamaması ile birlikte çeşitli protesto ve ayaklanmalar ile karşı karşıya kalabilir.Bununla da kalmayıp iklim göçü dediğimiz göçler daha da yaygınlaşabilir.

Rusya’nın Arktik İddası

Rusya’nın Kuzey Kutbu ile Bering Boğazı ve Kola Yarımadası arasındaki 5842 km² alanda hak iddia etmektedir. Ve bunu Birleşmiş Milletlere taşıyan ilk Arktik devleti olması dikkat çekmektedir. MEB sınırlarını 200 deniz mili ötesine taşımak isteyen Rusya’nın bu talebi 1.200.000 km²  Lomonosov ve Alpha- Mendelev sıradağlarını kapsamaktadır. Rusya’nın bu talebi üzerine aynı bölgeler üzerinde Danimarka, Kanada ve ABD hak talebinde bulunmuştur. Rusya buna karşılık 2007 yılında Arktik Okyanusu (Arctic Ocean) dibine titanyum kaplamalı bir Rus bayrağı dikerek karşılık vermiştir. Daha sonrasında ise tartışmalar şiddetlenmiş ve diğer devletler bölgede ”Arctic Challenge” isimli çeşitli tatbikatlar düzenlemiştir. Rusya ise günümüzde hala bu iddialarını sürdürmekte ısrarlıdır. Çünkü buzulların erimesi Atlantik ve Pasifik Okyanusuna doğrudan erişim imkanı sağlamaktadır. Böylelikle Rusya bölgede çok önemli bir avantajı eline geçirecektir.

Sonuç

Bölgenin artık jeopolitik bir mücadele alanı haline gelmesiyle bölge artık bir satranç tahtasına benzemektedir. İster Rusya olsun İster ABD olsun tüm  Arktik Sekizlisi oynayacağı her bir hamleyi dikkatlice seçmektedir. Bunun yanı sıra Çin ise tüm Arktik ülkeleri ile bölgede daha yumuşak bir ilişki sürdürmektedir. Bölgede karşılıklı bağımlılık olduğu sürece devletler birbirleriyle daha barışçıl politikalar izlemektedir. Özellikle bu noktada Avrupa Birliği’nin Rusya ile daha fazla diyalog halinde olduğunu görüyoruz. Bunun başlıca nedeni ise Rusya, Avrupa Birliği’nin önemli bir enerji ithalatçısıdır. Buna ek olarak ise küresel iklim krizinin de etkili olması devletleri daha dikkatli çalışmalar yapmaya sevk etmektedir.

Son olarak Avrupa Birliği ve Arktik Bölgesi yazımıza ise buradan ulaşabilirsiniz.

Arktik Bölgesi’nin detaylı haritasına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynaklar:

Nihat YILMAZ , Ali ÇİFTÇİ , Arktika Bölgesi’nin Siyasal Önemi ve Siyasal ve Hukuksal
Statüsünün Karşılaştırmalı Değerlendirmesi , Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 31, 2013 Güz, 1-16

Özlem ÖZAN, ARKTİK’TE SİLAHLANMA YARIŞI: RUSYA VE NATO , Cilt 8 , Sayı 24, 2021, s.417-433

Aslıhan GENÇ , Uluslararası Güvenlikte Arktika Bölgesi

Ferdi GÜÇYETMEZ , Yeni Küresel ve Ekonomik Rekabet Alanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EnglishFrenchRussianTurkish